İçeriğe geç

Özel sektör bir kurum mudur ?

Özel Sektör Bir Kurum Mudur? Bir Genç Yetişkinin Eleştirel Bakışı

Herkesin üzerinde sürekli olarak tartıştığı bir konu var: Özel sektör bir kurum mudur? Yani, özel sektörde çalışmak, aslında “kurumsal” bir işte çalışmak anlamına gelir mi? Bu soruya verdiğim cevap, her zaman aynı: Hayır, kesinlikle hayır! Hadi, bunu biraz açalım. Benim gibi 28 yaşında birisi için, sosyal medya hesabımda sabah-akşam karşılaştığım tartışmalara bakılırsa, özel sektörün gerçekten de kurum olup olmadığı, çok daha ciddi bir mesele haline geliyor. Ve tabii ki, günümüz gençliği olarak biz, her şeyin sorgulandığı bir dönemdeyiz. Ne mi diyorum? Gelin, biraz eleştirel bir gözle bakalım.

Özel Sektör: Kurumsallık mı, Yoksa Sadece Bir Etiket Mi?

Özel sektör, genel olarak kâr amacı güden şirketlerden oluşur. Bu, iyi bir şey gibi gözükse de, işin içine girdiğinizde görebileceğiniz ilk şey, genellikle “kurumsallık” adı altında ciddi bir düzensizliktir. Yani, evet, birçok büyük özel sektör şirketi, kurumsal yapılar gibi görünür. Ancak, çoğu zaman kurumsallıktan sadece “etiket” olarak bahsedebiliriz.

Mesela, patronun her dakika “işinize odaklanın” diye bağırması, ama kendi davranışlarının ne kadar dengesiz olduğunu görmemek… Bu da “kurumsallık” mı? Ya da şirketin içinde ne zaman bir iş yapacağınız belli olmayan, sürekli bir “belirsizlik” ile yaşamak? Bu, bence hiç de “kurumsal” bir iş ortamı değil. Kurum kelimesinin anlamı, belirli kurallara, yapıya ve düzenli bir işleyişe sahip olmak değil mi? Özel sektör, çoğu zaman, bunları sadece işin başındaki birkaç kişiye özgüymüş gibi gösterir. Hadi biraz daha sertleştirelim: Özel sektör, aslında kurumsallığı sadece bir gösteriş olarak kullanıyor.

Özel Sektörün Güçlü Yönleri

Beni tanıyanlar bilir, özel sektör hakkında iyi şeyler de söylüyorum. Yani, herkesin sürekli olarak “Özel sektörde çalışmak çok kötü” demesi de doğru değil. Evet, belirsizlik var, evet, iş-özel yaşam dengesi genellikle sıfır. Ama özel sektörün getirdiği bazı fırsatlar ve avantajlar da var.

Öncelikle, özel sektör genellikle daha esnek. 9’dan 6’ya kadar sıkıcı ofislerde oturmak yerine, daha çok hareket edebileceğiniz bir alan sunuyor. Kendi başınıza bir şeyler yapmayı seviyorsanız, özel sektör bu konuda size biraz özgürlük tanıyabiliyor. Teknolojinin ve inovasyonun hızla gelişmesiyle, özellikle gençler için özel sektör, girişimcilik fırsatlarıyla dolu bir alan. Hadi ama, her zaman her şey toz pembe değil!

Ayrıca, yükselme ve kariyer fırsatları genellikle daha hızlıdır. Eğer gerçekten başarılıysanız, ödüller ve terfiler de daha hızlı gelir. Ama bunun yanında, herkesin aynı başarıyı gösteremediği bir ortamda, stres de artıyor. Bu, ne yazık ki her başarıyı ve terfiyi “hak etme” fikriyle özdeşleştiriyor.

Zayıf Yönler: Gerçekten Bir “Kurum” Olabilir Mi?

Hadi bakalım, şimdi işin can alıcı kısmına gelelim: Özel sektör gerçekten bir kurum olabilir mi? Eğer kurumsallık sadece belirli prosedürlerden ibaretse, o zaman özel sektör bu tanıma uyar mı? Özel sektör işyerlerinde, genellikle kurumsal değerler sadece bir maske gibidir. İşe alımda, performans değerlendirmelerinde ve iş yapma şekillerinde sürekli bir “ağır” baskı vardır. Ve bunu kurumsallık adı altında geçiştirirsiniz. “Herkes eşittir!” ama bir anda patronla “içki içmeye” giderseniz, siz de bir anda eşit olabilirsiniz. Yani, kurum dediğiniz şey, esasen arka planda neler döndüğünü pek de yansıtmayan bir kavram.

Hadi daha da ağır gireyim: Özel sektördeki kurum kültürü çoğu zaman samimiyetten yoksundur. Yani, “güven” ilişkisi bir yana, ilişkiler genellikle menfaatler üzerinden şekillenir. Patron size moral vermeye çalıştığında, buna gerçekten inanmak bazen imkansız olabilir. Yani bir yerde işler yolunda gitmiyorsa, bunun tek suçlusu hep sizsiniz. Bunu kurum kültürüyle bağdaştırabilir miyiz?

Bir Devrim mi, Yoksa Sistematik Hata mı?

Bu noktada biraz daha derine inelim. Bir şirkette çalışırken, çoğu zaman “sistemsel sorunların” farkına varmak çok zor olur. Ama ne zaman kariyerinize biraz daha yakından bakarsanız, işlerin düzgün gitmemesi, genellikle sistemin hatalarından kaynaklanır. Özel sektörün getirdiği esneklik ve hızlı hareket kabiliyeti, aslında bir anlamda düzenin kaybolmasına yol açabiliyor. Birçok kişi, bu yüzden özel sektörün “kurumsallığa” adım atamayacağını düşünüyor.

Bana göre, özel sektörün sahip olduğu en büyük zaaf, “insan kaynakları” kısmındaki belirsizlik. Her ne kadar şirketler bir kurum gibi davranmaya çalışsa da, aslında çalışanlarının çoğu yalnızca birer “iş gücü” olarak görülüyor. Yani, sıradan bir çalışanı, şirketin büyük fotoğrafında değerli bir parça olarak görmek, çoğu zaman hayal oluyor. Burada sıkça gördüğümüz şey: “Senin yerin dolmaz!” lafı, birkaç hafta sonra “Bu iş çok kolay, hadi bakalım” diye değişiyor.

Sonuç: Kurum mu, Yoksa Yalnızca Bir Etiket Mi?

Sonuçta, özel sektör bir kurum mudur? Bence cevap basit: Hayır, özel sektör çoğu zaman kurumsallığın sadece bir parodisi olur. Esneklik ve hız, kurumsal yapının temeli olamaz. Kurum dediğiniz şeyin arkasında, sadece bir “iş gücü” değil, sağlam bir yapı, güven ve eşitlik olmalı. Eğer bu unsurlar eksikse, hiçbir şirket kendini bir kurum olarak gösteremez.

Peki, sizce özel sektör gerçekten bir kurum olabilir mi? Yoksa sadece parıltılı bir etiket mi? Bu konuda düşündürmeye değer…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet güncel giriş